%@LANGUAGE="VBSCRIPT" CODEPAGE="1254"%>
|
Hz. İbrahim (a.s) |
|
Babilliler, tek Allah'a inanmayıp putlara ve yıldızlara
taparlardı. Putları ve yıldızları, ruhların sembolü olarak
kabul ederlerdi. Onların bu inancına "Sâbiîlik" denir.
Sâbiîlik; ruhlara ve meleklere ibadet esasından başlar ve
giderek yıldızlara, aya, güneşe ve sonunda bunlar adına
yapılmış putlara tapmağa varırdı. Babil'de putların hem
yapılıp hem de tapıldığı puthaneler vardı. Bundan dolayı
devlet yönetiminde bir puthane bakanı bile bulunurdu. İşte
Allah, böyle inançtan yoksun ve medeniyetten uzak bir toplum
olan Babil halkına İbrahim (a.s)'ı göndermişti. "İbrahim"
kelimesinin manası "cemaat babası" demektir. Nitekim
kendisinden sonra gelen peygamberle babası Hz. İbrahim'dir.
Cemaatının "Allah'ın dostu" anlamına gelen "Halîlullah"
ünvanına sahip İbrahim (a.s), "Ulü'l-azm" denilen büyük
peygamberlerden biridir. "Ulü'l-azm" gayesine erişen diğer
peygamberler ise Nuh (a.s), Musa (a.s), İsa (a.s) ve
Muhammed (a.s)'dir. Hz. İbrahim'in "halilullah" lakabını
alması Allah'a olan sevgi ve bağlılığındandır. Bir rivayete
göre Hz. İbrahim insanlara karşı çok cömert olduğu ve
onlardan hiçbir şey istemediği için "halilullah" diye
nitelendirilmiştir.
Hz.
İbrahim'in ismi Kur'an-ı Kerim'de yirmi beş sûrede altmış
dokuz defa geçmiştir. Kur'an-ı Kerim'de Hz. İbrahim değişik
isim ve sıfatlarla anılmış ve kendisinden övgüyle
bahsedilmiştir. Kur'an'da da geçen sıfatlarının bazıları:
Evvâh (çok ah eden), Halim, Munib (Allah'a sığınan), Hanîf,
Kânit (Allah'a kulluk eden), Şâkir.
İbrahim (a.s) Babil halkına uzun süre hak dini, dünyayı,
âhireti, hayatı, ölümü ve yeniden dirilişi anlatmış, en
yakını olan babasına ise bu meseleyi inceden inceye izah
etmişti. Ancak başta babası Âzer olmak üzere halk, İbrahim (a.s)'a
inanmayıp inkâr etmişti. İbrahim (a.s), babasının bu
hareketine kızmamış, ona darılmamıştı. Hatta onun için
Allah'tan rahmet dileyerek babasına karşı şöyle dedi: "Sana
selâm olsun! Senin için rabbımdan mağfiret dileyeceğim.
Çünkü O, bana karşı lütufkârdır" (Meryem, 19/47). Bundan
sonra İbrahim (a.s), baba ocağını terkederek oradan ayrıldı.
İbrahim (a.s), Nemrud'a Allah inancından bahsetti. Fakat o
reddetti ve İbrahim (a.s) ile Rabbi hakkında münakaşaya
girişti. İbrahim (a.s) Allah Teâlâ'nın hem dirilttiğini hem
de öldürdüğünü söyleyince Nemrud, kendisinin de bunu yapmağa
gücü yettiğini ifade eder. Nemrud, bunu ispat için, iki
adamı getirtmiş, birini öldürmüş, diğerini bırakmış; böylece
öldürmeğe ve diriltmeğe kâdir olduğunu göstermişti. Bu defa
İbrahim (a.s.): "Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de
batıdan getirsene" (el-Bakara, 2/258) deyince Nemrud şaşırıp
kalmıştı.
Bir ara, Allah inancını kabule yanaşmayan halk, bir bayram
günü âdetleri üzere puthaneye yemek getirmiş, putlarının
önüne koymuş, daha sonra da eğlenme yerlerine gitmişti.
İbrahim (a.s)'ı de götürmek istemişler, ancak o, rahatsız
olduğu gerekçesiyle gitmemişti. Onlar eğlence yerlerine
gidince, puthaneye girip putların hepsini paramparça etmiş,
içlerinden sadece en büyüğünü, ona baş vursunlar diye sağlam
bırakmıştı.
İbrahim (a.s)'ın bu savunması, sapıklar tarafından onun
suçlu duruma düşmesine yetmişti. Sapıkların lideri Nemrud,
İbrahim (a.s)'ın öldürülerek veya yakılarak
cezalandırılmasını teklif etmiş ve nihayet ateşte
yakılmasına karar verilmişti. Hazırlanan ateşin alevi, en
şiddetli ve hararetli duruma geldiğinde İbrahim (a.s)'ı
mancınıkla fırlatıp ateşe attılar. Ancak ateşin ve her şeyin
sahibi olan Allah, ateşe şöyle emir verdi: "Ey ateş!
İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol!" (el-Enbiyâ, 21/69).
Böylece İbrahim (a.s) ateşten kurtulmuş oldu. O sırada
İbrahim (a.s)'a inanan tek bir kişi vardı; o da Lut (a.s)
idi.
Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "İbrahim aleyhi's-salâtü
ve's Selâm yalnız üç defa (te'vil ile başka bir manaya
çevirerek) yalan söylemiştir. Bunların ikisi Aziz ve Celil
olan Allah'ın zâtı ve rızası için: Birisi (putperestlere)
"ben hastayım" demesi öbürüsü de "Belki putların şu büyüğü
bu işi işlemiştir" demesi. Resulullah üçüncüsü için de şöyle
demiştir: "İbrahim günün birinde zevcesi Sâre ile birlikte
azılı bir zalime uğramıştı" (Buhârî, Enbiya, 8). Hadisenin devamı şöyle anlatılmıştır. Hz. İbrahim amcasının kızı olan hanımı Hz. Sâre ile birlikte Mısır tarafına seyahat ederken "Erdün" kasabasına gelmişler; şehrin kralı ile aralarında ilginç bir hadise geçmiştir. Ebu Hureyre, Peygamber (s.a.s)'den rivayet etmiştir. Hz. Peygamber şöyle anlatmıştır: "İbrahim (a.s) hanımı Sâre ile birlikte bir şehre gelmişlerdi. O şehirde bir kral veya zâlim bir idareci vardı. Bu zâlime "İbrahim, yanında çok güzel bir kadınla şehre girdi" diye haber gönderdiler. Kral "ey İbrahim! yanındaki kadın neyin, kimindir?" diye sordurdu. İbrahim (a.s) (din) kardeşimdir" dedi. Sonra Sâre'ye gelip "sakın beni yalancı çıkarma, ben bunlara seni kız kardeşimdir dedim. Allah'a yemin ederim ki, yeryüzünde benden, senden başka iman eden hiç kimse yoktur" buyurdu. Sâre kralın yanına gelince kral (ona kötülük yapmaya) teşebbüs etti. Hz. Sâre kalktı abdest aldı, namaza durdu. Sonra şöyle dua etti: "Yâ Rab! Ben sana ve senin peygamberine iman ettimse, ben kadınlığımı zevcimden başkasına karşı koruduysam (ki şu ana kadar böyleydim) benim üzerime şu kâfiri musallat etme". Kralın nefesi boğuldu; ayağıyla yere vurarak çırpınmaya başladı. Bunun üzerine Sâre "Allahım şayet bu adam ölürse bunu bu kadın öldürdü denilir" diye dua etti. Bunun üzerine adam rahatladı". Bu hadise üç defa tekrarlandı. "Bunun üzerine melik etrafındakilere" siz bana şeytan göndermişsiniz Bu kadını İbrahim (a.s)'e gönderiniz. Hâcer'i de Sâre'ye veriniz" dedi. Bunun üzerine Sâre Hz. İbrahim'in yanına gelerek ona (olayı anlattı) ve "Anladın mı! Allah kâfiri zelil etti; bana bir cariyeyi de hizmetçi verdi" dedi
İbrahim (a.s), o ülkeden ayrıldıktan sonra pek çok yer
gezdi. Sonunda Şam'da karar kıldı.
Orada
kendisine inananlar günden güne arttı. İbrahim (a.s)'e
inanların oluşturduğu kitleye "İbrahim milleti" adı verildi.
Hanîflik:
İbrahim (a.s)'in dinin temeli tevhide (Allah'ın birliğine)
dayanıyordu. Ancak zamanla bu inanç unutulmuş ve
putperestlik Araplar arasında tamamen yayılmıştı. Buna
rağmen birkaç kişide tevhit akîdesinin izleri görülüyordu.
Bunlara "Hanif" denirdi.
Haniflikle ilgili ayetlerde şu ifadeler bulunur: "Ve hanif
olarak yüzünü dine doğrult ve sakın Allah'a ortak
koşanlardan olma!" (Yunus 10/105) "Sonra da biz, Hanîf olan,
müşriklerden olmayan İbrahim'in dinine uy, diye sana
vahyettik" (en-Nahl, 16/123). |