%@LANGUAGE="VBSCRIPT" CODEPAGE="1254"%>
|
Hz. Lokman (a.s) |
|
K
Lokman
suresinde geçen meâli verilen ayetlerden anlaşılmaktadır ki, bu
zat bir hakimdir. Çünkü ona hikmet verilmiştir. Böyle bir
hikmete ulaşan kimseye gereken, o hikmete şükürdür. Aslında Yüce
Allah'ın, şükür de dahil hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. Ancak
şükre ihtiyacı olan insandır. Çünkü Allah, şükredince nimetleri
artırma vadinde bulunmuştur (İbrâhim, 14/7). Lokman, üç kere
"yavrum" veya "oğlum" diye hitap ederek oğluna öğüt vermiştir.
Bunlardan ilkinde Allah'a eş, ortak koşmamasını öğütlemiştir.
Çünkü bu, Allah'ın hakkını başkasına vermek, kulların ve bütün
varlıkların yaratanına olan bu haksızlıkla onların haklarını
çiğnemek, başta Yüce Allah'ın ikram ettiği, şerefli kıldığı
insan olmak üzere bu varlıkları esas yaratanından başka fâni,
âciz, güçsüz şeylere yönelterek onları tahkîr etmektir. Lokman,
ikinci "yavrum" hitabiyle başlayan öğüdünde, Yüce Allah'ın
hardal tanesi kadar da olsa yapılan bütün iyilik ve kötülükleri
gördüğünü, bildiğini ve onları ahirette değerlendireceğini
anlatmıştır. Nitekim Yüce Allah, zerre miktar hayır-şer
işleyenin karşılığını göreceğini bildirmektedir (ez-Zilzâl,
99/7-8). Lokman, yine oğluna hitaben üçüncü öğüdünde onun namazı
kılmasını, iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmesini, başına
gelene sabretmesini, insanlara böbürlenip kibirlenmemesini,
çalım satıp öğünmemesini, yürümesinde, konuşurken sesinde ölçülü
olmasını tavsiye etmiştir.
Lokman
hakkında hadislerde de bazı bilgiler bulunmaktadır. En'âm
suresi'nin 82. ayetinin nüzulünde sahabeler: "Ey Allah'ın
Resulü! Bizim hangimiz nefsine zulmetmez ki...?" dediklerinde,
Peygamberimiz. Bu ayetteki zulüm sizin sandığınız gibi değildir.
O zulüm, şirk demektir. Lokman'ın oğluna nasihat ederken,
yavrum, Allah'a şirk koşma. Zira şirk en büyük zulümdür dediğini
işitmediniz mi?" cevabını vermiştir (Sahîh-i Buhârî, Tecrîd-i
Sarîh, Tercemesi, IX, 163). Lokman şöyle derdi: "Yavrum, ilmi
âlimlere karşı böbürlenmek, sefihlerle münazarada bulunmak ve
meclislerde gösteriş yapmak için öğrenme!"
(Ahmed b. Hanbel, I,190). Bu anlatım ve devamı başka bir
rivayette şöyle yer almaktadır: "...Gınâ göstererek ve cehalete
düşerek ilmi terketme!
Yavrum,
meclisleri ihmal etme! Allah'ı anan bir topluluk gördüğünde
onlarla otur. Eğer âlimsen ilmin işine yarar; cahilsen onlar
sana öğretirler.
Umulur ki Allah onlara rahmetini lütfeder, onlarla beraber sana
da ulaşır. Allah'ı anmayan bir lopluluk gördüğünde onlarla
oturma. Eğer âlimsen ilminin sana bir yararı olmaz; cahilsen
onlar seni saptırırlar. Allah onları azabına düçar kılar, sana
da onlarla beraber isabet eder" (Dârimî, Mukaddime, 34). Yine
bir hadis-i şerifde ilim-hikmet hakkında şöyle denilmektedir:
"Hakîm Lokman oğluna şu tavsiyede bulunmuştur. Yavrum âlimlerin
yanında otur ve dizlerinle onlara çok yaklaş. Çünkü Allah,
gökten indirdiği yağmurla ölü toprağı dirilttiği gibi, kalbleri
hikmet nûruyla diriltir"(Muvatta, İlim, 1). Lokman hakkında
başka bir hadis de şöyledir: "Hakim Lokman, şöyle derdi:
Şüphesiz Allah bir şeyi emânet aldığı zaman onu korur" (Ahmed b.
Hanbel, II, 87).
Bu
hadislerin, meselâ zulüm, hikmet, ilim gibi konularda Kur'ân-ı
Kerîm'deki Lokman ile ilgili ayetlerle rabıtalı olduğu
görülmektedir.
Lokman, İslâm'dan önceki Araplarda kendisinden çok bahsedilen
bir şahsiyet idi. Yahudi ve Hristiyan kutsal kitaplarında adı
geçmez. Onun Âd kabilesinden veya Habeşli bir köle olduğu da
belirtilmiştir. Eski Arap geleneğinde cahiliyye devri insanları
bu zata Lukmânü'l-Muammer diyorlardı. Onun yedi kartalın ömrü
kadar uzun yaşadığına inanılırdı. Ebû Hâtim es-Sicistâni'nin
"Kitâbül-Muammarîn" adlı eserinde Lokman, Hızır'dan sonra uzun
yaşayan ikinci şahsiyet olarak yer alır. Yedi kartal ömrü beş
yüz altmış yıl yapsa da çeşitli rivayetlerde onun bin, hatta üç
bin-üç bin beş yüz yıl yaşadığı bile ileri sürülmüştür.
Lokman'a, Nâbiga'nın şiirlerinde bile rastlanır. Cahiliyye
geleneğinde Lokman aynı zamanda bir kahraman ve hakim bir kimse
olarak da görülürdü. Bir çok macera ona isnat edilmişti. Bütün
bunlar arasında Lokman, Âd kabilesinden olmakla bu kabîleye
Sodom gibi günahkârlığı dolayısıyla kuraklık cezası
verildiğinde, onun da dahil olduğu bazı kimseler yağmur için dua
etmek üzere Mekke'ye giderler. Ancak Âdlılar orada zevk ve
safâya dalıp esas vazifelerini unuturlar. Hatırlatıldığında da
birisi siyah bir bulut isteyiverir. Âd kabilesinin mahvı bu
bulutla olur. Aslında onların cezalandırılmaları Hz. Hûd'a
itaatsizlikleri dolayısıyladır.
Âd kavmi ile
ilgili ayetlerde ve Hûd suresinde Lokman'ın adı geçmez (Bernhard
Heller, İA., "Lokman ", maddesi).
Lokman,
Kur'ân-ı Kerîm'de yer aldıktan sonra, Arapça darb-ı mesel ve
hikmet kitaplarından Kasasul-Enbiyalara kadar bir çok eserlerde
yer aldı. Sa'lebî (ö. 427/1035) Ârâisul-Mecâlis"inde ondan
bahsederken Kur'ân'daki anlatımı başka rivayetlerle genişletir.
O, Lokman'ın kim olduğu konusunda yukarıdaki bütün bilgileri
verdikten sonra Mücâhid'in onun uzun dudaklı siyahî bir köle
olduğu yolundaki rivayetlerini de bunlara ekler. Ancak bu
rivayeti takviye sadedinde insanlardan Sudan'dan çıkmış üç
hayırlı kimse arasında, Bilâl (Habeşli ?), Hz. Ömer (r.a)'ın
kölesi Mühecca' ve Lokman'a (Sudan'ın Mısır'a yakın Nubya
tarafından) yer veren rivayeti de almaktadır. O, Lokman'ın
Habeş'li bir marangoz, bir terzi olduğu konusundaki iddiaları da
aktardıktan sonra, âlimlerin onun hakim olup nebî olmadığında
ittifak ettiklerini, bu konuda İkrime'nin farklı görüşe sahip
olduğunu (bazılarına göre Lokman'ın nebîlik ile hakimlikten
birini tercihte serbest bırakıldığı, onun hikmeti seçtiğini)
belirtmektedir. O, ayrıca Lokman'ın nebî olmadığı; Allah'ın çok
tefekkür, iyi yakın ile takvâ ehli kıldığı bir kul olduğu; onun
Allah'ı, Allah'ın da onu sevdiği, ona hikmet lütfettiğini
açıklayan bir hadis de nakleder (Sa'lebi, Arâisul-Mecâlis, 312).
Sa'lebî,
Lokman'ın, dünyada sıkıntı çekenin refahtakinden hayırlı
olduğunu; dünyayı ahirete tercih edenin dünyada da, ahirette de
kaybedeceğini; malın sıhhat, nimetin nefis temizliği gibi
olmadığını; doğru söz, emaneti yerine teslim ve boş yere
konuşmayı terkin hikmeti doğurduğunu söylediğini nakleder. Yine
onun nakline göre Lokman oğluna şöyle dedi:
Lokman'la
ilgili olarak sadece oğluna öğütler, hikmetli sözler, atasözleri
(emsâl, durub-ı emsâl) değil, kıssalar da nakledildi. Bunlardan
Lokman'ın bir köle olarak birisine takdim edildiğinde. o, diğer
kölelerin incirleri onun yediğini ileri sürerek efendilerini
kandırmak istedikleri zaman, hep beraber sıcak su içmelerini
tavsiye eder. Efendileri öyle yapar, sonunda Lokman yalnız su
kusarken, diğerleri incir artıklarını su ile çıkarmaya
başlarlar. Bir gün efendisi, gelen misafiri için, Lokman'a en
iyi ne varsa onu ikram etmesini söyler. O da koyun dili ve
yüreği getirir. Bir başka gün yine misafir için bu defa en kötü
ne varsa onu çıkarmasını söylediğinde aynı şeyleri verdiğini
görünce, sebebini sorar. Lokman, iyi bir dil ve yürekten daha
iyi bir şey olmadığı gibi, kötü bir dil ve yürekten de daha kötü
bir şey bulunmadığı cevabını verir (Sa'lebî, aynı yer) |